Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Kur’an’da Bilgi Kaynağı Olarak Vahiy

Yazan: Emre Dorman

Kendi varlığının sebebi, yaşamın anlam ve hedefi, niçin, nasıl ve hangi ölçülere göre yaşanılması gerektiği, ölüm sonrası durumun ne olacağı gibi temel sorular tecrübe yöntemi ile cevaplandırılabilecek sorular değildir. Bu noktada duyular kendi sınırını aşan metafizik âlemle ilgili problemlerde akla malzeme sağlayamamaktadırlar. İşte bu noktada vahiy devreye girmekte ve bilgi kaynaklarından biri olarak değerlendirilmektedir. Kelamcılar vahyi bir bilgi kaynağı olarak zikretseler de vahiy, bilgi nazariyesinde doğrudan bir bilgi kaynağı olarak ele alınmamıştır. Kelamcılar doğru haberi bilgi kaynağı olarak almış ve vahyi de doğru haberlerden biri olarak kabul etmişlerdir. Ancak vahyi sırf bir haber olarak ele alıp doğru haber altında incelemek pek isabetli bir yaklaşım değildir. Çünkü vahiy, sırf bir haber değil, aksine gerçekliğini bünyesindeki akli delilerle eşsiz bir bilgi kaynağıdır. Bundan dolayı vahyi dolaylı olarak değil doğrudan doğruya bilgi kaynağı kabul etmek daha uygundur. (Devamını Oku)

Kitap Tanıtımı

in-retori.jpg

Yazarlar: Caner Taslaman Tomis Kapitan 

İstanbul Yayınevi 2007, 128 sayfa.

Bu kitap terör ve cihad kavramlarının retorik olarak kullanılmasının yol açtığı sorunları ve bu retoriklerin, medeniyetlerin arasında iletişimsel sürecin kurulmasını nasıl engellediğini göstermektir. Bu çalışmada retorik sözcüğü ile kastedilen, dilin ikna edici biçimde, belli menfaatleri,özellikle de siyasal hedefleri gerçekleştirmek için kullanımıdır.

Üç Makaleden oluşan bu kitapta, bu terimler ile kastedilen belirli olaylardan çok, bu terimlerin bizatihi kendisi konu ediliyor. Kitleleri belli menfaatler doğrultusunda yönlendirmek isteyenler, bunu, dilin kullanım tarzında yönlendirmeler yaparak gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Bahsedilen terimlerle ilişkili retoriğin oluşturulma sebebinin de bununla ilintili olduğu, bu kitaptaki makalelerde gösterilmeye çalışılıyor. Ayrıca İslam’la ilgili yanlış yaklaşımların düzeltilmesinin medeniyetler arasındaki iletişimsel sürecin oluşumuna yapacağı katkı da ele alınıp irdeleniyor.

Kitap Tanıtımı

big-bang-ve-tanri-kapak-site.jpg

Yazar: Caner Taslaman

İstanbul Yayınevi 2006, 3. Baskı, 221 Sayfa.

Big Bang teorisi, felsefe ve dinler açısından hangi sonuçları doğuruyor? Tanrı var mı? Tanrı’nın varlığı bilimsel verilerle ve akılcı delillerle ispatlanabilir mi? Evren, bilimsel kanunlar, evrensel tüm oluşumlar, bütün canlılar ve biz; tesadüfen mi oluştuk, yoksa bilinçli bir yaratılışın ürünleri miyiz? Bütün bu soruların cevapları, bu kitabın ilgi odağını oluşturmaktadır.

Evren hakkında ne düşündüğümüz gerçekten de önemlidir. Evren hakkındaki görüşümüz, evrenin bir parçası olan kendimiz hakkındaki görüşümüzü de belirlemektedir. Bu kitapta, hem fizik ve astronomi bilimleri, hem felsefe, hem de ilahiyat alanına girilmekte; bütün bu ayrı alanlardaki bilgi birleştirilmekte ve bu alanların arasına örülmüş duvarlara karşı çıkılmaktadır.

Yazar bu kitapla, “insancı ilke” tartışmalarına kendi geliştirdiği “Dünya ilkesi” ile katılmaktadır. Bu kitap, felsefi bilgilerin kuru bir aktarımı olmak yerine yeni felsefi iddialara sahiptir. Yazarın materyalist felsefeye, Eski Yunan felsefesine, özellikle de Kant’a ve Hawking’e getirdiği orijinal eleştirileri mutlaka okumalısınız. Bu kitapla, hem varlığımızın anlamı ile ilgili sorulara cevaplar bulacak, hem de bilim, felsefe ve ilahiyat alanına giren konularda önemli bir bilgi birikimine sahip olacaksınız.

http://www.bigbang.gen.tr/

Ömrümüzün Kısa Bir Muhasebesi

Yazan: Emre Dorman

Yaratanın bize peşinen vermiş oldukları ve hayırlı kullar olduğumuz takdirde ahirette vermeyi vaat ettiği nimet ve imkânlar karşısında bizden istedikleri okyanusta bir su damlacığı hükmündedir. Bizler ise hak etmediğimiz halde bize verdiği bunca nimeti çok görmeyen Rabbimize yapılacak kulluk ve ibadetleri çok görmekte gündelik hayatın süsüne ve gafletine aldanmaktayız. Her bir işe vakit bulurken asıl vakit ayrılması gereken ibadetlere sıra geldiğinde ya vakit bulunamamakta ya da bu ibadetler gereğince yerine getirilememektedir. Acaba ibadetlere vakit bulamayan insanlar ömürlerini ne ile geçirmekteler. Yapılan hangi şey asıl yapılması gerekli olandan daha önemli bir düşünelim.

Ortalama 60 yıl ömür yaşayan ve günde 8 saatini işe güce çalışmaya, 8 saatini yemek, içmek, gezmek, spor yapmak, çoğu zamanda amaçsız boş boş oturup konuşmak saatlerce televizyon izlemek gibi işlere, 8 saatini ise uyumaya ayıran insan ömrünün 20 yılını işte, diğer 20 yılını yemek içmek gezmekte kalan 20 yılını ise uykuda geçiriyor ve bunca zamanını tasarrufsuz kullanıyor da günde en azından bir saatini ibadete ayırarak 60 yıllık ömrünün 2.5 yılını ibadetle geçirmeyi çok görüyor. Üstelik bir sonraki nefesimizi almaya garantimiz yokken. İşte su misali akıp giden insan ömrünün küçük bir muhasebesi. Acaba biz amaçsız ve boş geçen bir ömür yaşamak için mi yaratıldık? 

Öyle kişiler vardır ki, bir ticaret de bir alış-veriş de onları Allah’ı hatırlamaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar. 24 Nur Suresi Ayet 37

Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Âhiret yurduna gelince, asıl hayat işte odur. Ah, bilebilselerdi! 29 Ankebut Suresi Ayet 64

Ey Namaz Kıl Beni! Ey Oruç Tut Beni!

Yazan: Emre Dorman

Varlığımıza ve insanlığımıza anlam kazandıran en önemli nitelik kulluğumuzdur. Allah’a, O’nun yüceliğine yaraşır kullar olarak ibadet etmemiz ise teslimiyetimizin bir ifadesidir. İbadetler ancak hakkıyla yerine getirildiklerinde amacına uygun olarak gerçekleşmiş olacaktır. Yoksa yapılan ibadetleri bir nevi alışkanlık, yerine getirilmesi gereken bir vazife ya da aradan çıkartılması gereken bir iş gibi düşünmek ve bu şekilde uygulamak ibadetlerden alınacak faydayı sınırlayacaktır. Ayetlerin ifadesiyle ibadetler insanı kötülüklerden alıkoyacak, Allah’ın yüceliğinin, dünya hayatının geçiciliğinin ve bu dünyadan sonraki hesap gününün hatırlanmasına vesile olacak tüm bunlarla birlikte hem dünya hem de ahiret açısından türlü faydalar sağlayacaktır. Bu yararlardan en verimli şekilde faydalanmak için yaptığımız ibadetleri ne için yaptığımızın farkında olmamız gerekir.

Pek çok insanın kıldığı namazı düşünelim. Acaba gerçekten hakkıyla yerine getirilebiliyor mu? Çoğu zaman bir şeylere yetişmek için süratle kılınan namazlar, namaz kılınması emrini yerine getirmekten başka kul açısından ne işe yarıyor acaba? Namaz boyunca dikkatin toplanamamasından dolayı düşünülen türlü şeylerde cabası. Yani biz namazı yerine gelsin diye mi kılıyoruz yoksa Allah’ı anmak ve okuduğumuz ayetlerdeki gerçeklerin farkına varmak için mi? Şayet namazı kılmaya başlamadan öncemizle kıldıktan sonramız arasında değişen herhangi bir şey yoksa yapılan bu ibadetimizde bir sorun var demektir. Gerekli gereksiz pek çok iş için ayırdığımız saatlerimiz günlerimiz yanında namaz kılmak için ayırdığımız dakikalar bunca sınırlıyken en azından bu anları en verimli ve dikkatli bir biçimde yerine getirmemiz daha doğru olacaktır. Yani biz namazı değil belki bir manada namaz bizi kılmalı ve emrediliş amacına uygun olarak yaşantımızda olumlu yönde değişiklikler yapmalıdır. (Devamını Oku)

Yeryüzünde Yaşamın Kökeni

konferans-afis.jpg

 

Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden Düşünmek | Mustafa Akyol

Darwin Nerede Yanıldı? | David Berlinski

Akıllı Tasarım Teorisi | Paul Nelson

Bilimde ve Ahlakta Materyalist İndirgemecilik | John Lennox

İslam’a Göre Bilim, Doğa ve Yaşam | Alpaslan Açıkgenç

 

24 Şubat 2007, Cumartesi, İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu, saat 14.00-17.00 arası düzenlenecek olan konferansın dili İngilizce ve Türkçe olacak ve konuşmalar her iki dile simultane olarak tercüme edilecek. Sonuçta soru-cevap kısmına zaman ayrılacak.

Giriş serbesttir.

Detaylı Bilgi İçin: www.mustafaakyol.org

Kur’an’da Allah’ın Varlığı

Yazan: Emre Dorman

Kur’an’da Allah’ın varlığını ispat etmeye yönelik olmakla birlikte daha çok Allah’ın sıfatları, birliği, benzersizliği ve mükemmel bir varlık oluşu hakkında bir çok âyet bulunmaktadır. Bu tür âyetlerde en küçüğünden en büyüğüne, en basitinden en mükemmeline kadar bütün oluşumların, evrendeki hassas ayarların, bir gâye ve nizâmın varlığına dikkat çekilmekte ve bu mükemmel düzenin tesâdüfen oluşamayacağı gösterilerek Allah’ın yaratışındaki üstünlükten O’nun varlığına ulaşılmaktadır. Monoteist dinlerin en temel tezi olan, “Allah’ın her an, her şeye hâkim ve canlı cansız her şeyin yaratıcısı olması” inancı üç büyük dinin de en önemli dayanağıdır. Ancak insanın yaratılışı, evrenin kökeni ve evren hakkında detaylı bilgiler içermesi bakımından bu üç dinin kutsal kitapları arasında Kur’an’ın ayrı bir yeri bulunmaktadır. “İnsan ile alakalı moleküler biyoloji, genetik mühendisliği, hücre biyolojisi bilimlerinden başka, astrofizik, astronomi, kozmoloji, kozmogoni vb. bilimler de Kur’an ile tam bir ahenk içindedir”. (13) Kur’an’da Allah’ın varlığına işaret eden âyetleri yedi gruba ayırarak incelemek mümkündür:[14] (Devamını Oku)

Deliller ve Kalplerin Tatmin Bulması

Yazan: Emre Dorman

Gerek evrende deliller gerekse insanın sahip olduğu hisleri sonucunda ve Yaratıcı gücü inkâr etmenin zorluğu karşısında insanlar tarih boyunca şirk yoluyla Tanrı’nın otoritesini paylaşma eğilimi göstermişlerdir. Bu noktada Kur’an-ı Kerîm’de Allah’ın varlığını ispat eden ayetlerden daha fazla, Allah’ın birliğine ve eşsiz bir varlık oluşuna, ortağı olmasının söz konusu olamayacağına ve tek Yaratıcı oluşuna vurgular yapılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın varlığının açık olduğunu belirtmek için Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın varlığında şüphe mi var? (İbrahim 14/10) diye buyurmakta; bununla birlikte Hz. İbrâhim’in (el-Bakara 2/260) ve Hz. İsâ’nın havarilerinin kalplerinin tatmin olması için Allah’tan delil istemeleri (el-Maide 5/111-113), insanların imanlarını sağlam temellere oturtmak için delillere duydukları ihtiyaç ifade edilmektedir. Bir taraftan bakılınca Allah’ın varlığı ispata gerek duyulmayacak kadar açık bir husustur. Başka bir açıdan bakılınca ise O’nun varlığını iyice kavramak için yarattığı şeyleri ve kâinatta oluşturmuş olduğu mükemmel düzeni dikkatli bir şekilde incelemek gerekmektedir. (Devamını Oku)

Dengeler Dünyası

Yazan: Prof. Dr. Osman Çakmak

Karanlık ve soğuk uzay boşluğu içerisinde hızla yol alan, Dünya dediğimiz sıcak ve canlı bir yuva içindeyiz. Bizim için hazırlanmış bu uzay gemisinde eksikliğini hissettiğimiz hiçbir şey yok. Burada ne aşırı soğukluk, ne de aşırı sıcaklık var. Ilıman ve hoş bir iklim hüküm sürüyor. Yüzyıllar boyunca dinamik bir denge içinde tutulmuş ortalama bir sıcaklık değeri var. Hülâsa Dünya tam bize göre hazırlanmış. Bunu daha iyi anlayabilmek için, yakın komşumuz Ay’a bir göz atmak kâfidir. Orada, gündüzleri 120 dereceye ulaşan kavurucu bir sıcaklık, geceleri ise; sıfırın altında 150 dereceye düşen dondurucu soğuk hükmeder. Ay, göktaşı yağmurları, ultraviyole ve kozmik ışınlarla delik deşik olmuş; ıssız, sessiz ve hayat belirtisi olmayan bir diyardır.

En karmaşık işler için bile, en kısa ve en uygun çözüm yollarının sunulduğu dünyamızda; en basit unsurlara büyük vazifeler yüklenmiş harika mekanizmalar geliştirilmiş. Bu tedbirler sayesinde, lâtif bir iklim, ideal hava – basınç – sıcaklık -yağış değerleri ortaya çıkmış. Dünya’nın ortalama sıcaklık değerinde kalmasına katkıda bulunan sistemlerden sadece bir kaçını kısaca ele alalım.

Güneş’ten bize ulaşan enerji miktarının tam istenen ölçüde olmasında şüphesiz Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin gereken miktarda olmasının önemli bir katkı payı var. Güneş’e daha uzak mesafedeki Mars’ta, dondurucu soğuğu, Güneş’e daha yakın mesafedeki Venüs’te, kurşunu bile eritecek yakıcı sıcağı hatırlarsak; Dünya’nın özel statüsünü ve seçilmişliğini takdir edebiliriz. Güneş enerjisinin fazla değil, % 10 bile daha az gelmesi, yeryüzündeki ortalama sıcaklığın düşmesine, dolayısıyla yeryüzünün metrelerce kalınlıkta buzul tabakasıyla kaplanmasına yol açardı. Enerjideki az bir artış ise, bütün canlıların kavrularak ölmelerine sebebiyet verirdi. (Devamını Oku)

Başka Sevdalar Başka Rüyalar

Yazan: Emre Dorman

Varlık amacını sorgulamayan yaşıyor, görüyor, duyuyor, yiyip içiyor ve konuşuyor olmasını yeterli görerek tüm bunların ve onlarca mislinin sebebini düşünmeyen insan şu kısa dünya hayatında çok çeşitli sevdalara çok çeşitli rüyalara dalmakta ve varlık amacından sapmaktadır. Sabırsız ve kaygısız bir biçimde peşinen geleni sevmekte elde edeceği sınırlı ve geçici nimetleri sonsuz ve sınırsız olana tercih etmektedir.

Bilindik kanalların pek çoğunda her geçen gün artan açılımıyla çeşitli yarışma programlarına şahit olmaktayız. Kimisi bilgi ve genel kültüre, kimisi cesaret ve tehlikeye, kimisi ses ve dans kabiliyetine büyük çoğunluğu ise ne amaçla olduğu belirsiz sevdalara dayanmakta. Bu dünyada bulunma amacını Allah için yaşamak ve yolunda hayırlı işler üzerine yarışmak olduğunu unutan insan bedeni ile zihni ile ve hayata bakışı ile hep başka sevdalar başka duygular için yarışmaktadır. (Devamını Oku)

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »