Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Kur’an Ayetlerine Göre (Mü’min) İnanan Olmak

Yazan: Emre Dorman

Rabbimizin, kılavuz ve rahmet olması için peygamberimiz aracılığıyla biz kullarına göndermiş olduğu Kur’an-ı Kerim, Allah’ın varlığı, birliği, her an her şeye olan hâkimiyeti, eşsiz yaratışı, sanatı ile beraber âlem üzerindeki lütfu ve rahmeti üzerine eğitici ve öğretici ayetler içermektedir. Kur’an hidayet kaynağı ve rehberdir. Rabbimizin bizden isteklerini ve nasıl bir kul olmamız gerektiğini Kur’an’dan öğreniriz. Kişi Rabbinin terbiye ediciliği altında kendini geliştirir ve varlığını İslam tabiatı üzerine devam ettirir. Kur’an ayetleri insanları pek çok konuda düşünmeye davet ederken bu dünya hayatının geçiciliğini varılacak asıl yurdun hesap sonrası ahiret yurdu olduğunu öğretir. Kişi, kaçınılmaz olan ölüm gerçeği karşısında yaşantısında dünya ve ahiret dengesini kurar. Neden var olduğunu ve kendini var eden Güc’e karşı görev ve sorumluluklarını öğrenir.

Hem bireysel olarak hem de içinde bulunduğu topluluğun bir parçası olduğu bilinciyle affetmeyi ve barışı esas alır. Kötülüklerden, çirkinliklerden, haramlardan, yalan ve hileden uzak durur. Sever, sevilir, güzel ahlaklı davranır. Sahip olduğu nimet ve imkânların kendisine emanet olarak verildiği bilinciyle paylaşır, yardımlaşır. Yaşantısını Kitaba uygun olarak sürdürür, insanlara iyiyi ve güzeli gösterir, örnek olur. Adaleti esas alır. Dünyevi hırslardan bencil ve doymaz tutkulardan uzak bir şekilde yaşar. Mala, mülke, servete, makam ve mevkii sevdasına tamah etmez. Fedakârdır, Allah yolunda malıyla, canıyla çalışıp didinir, dünyevi menfaat gözetmeksizin samimi bir biçimde hayırlarda yarışırcasına koşar. Başına gelenlere karşı sabreder. Allah’ı çokça hatırlar, över, şükreder. Allah’a gönülden dayanıp güvenir, en olumsuz durumlarda bile bir imtihan ya da hayır olduğunu kavrar. İbadetlerine titizdir. Gerek iş gerek eş gerekse diğer seçimlerinde ahireti için hayırlı olanı gözetmeye çalışır. Boş işlerden yüz çevirir, vaktini hayırlı bir biçimde değerlendirir. Konuyla ilgili ayetlerin bir kısmı şu şekilde gösterilebilir: (Devamını Oku)

Bilgi Kaynağı Olarak Vahiy, Akıl ve Duyu Organları

Yazan: Emre Dorman

Felsefenin temel disiplinleri ontoloji (varlık bilim), epistemoloji (bilgi teorisi) ve etiktir (ahlak felsefesi). Her ne kadar bunlar ayrı disiplinler olarak ele alınsalar da, bu disiplinleri birbirinden tamamen ayrı alanlar olarak görmek mümkün değildir. Ontoloji ile Var olan nedir? sorusuna, epistemoloji ile “Neyi bilebilirim? sorusuna, etikte ise Ne yapmalıyım? sorusuna cevap aranır. Ontolojide var olan hakkında varacağımız kanaat, bilgisel bir sonuçtur. Bu bilginin doğruluğuna dair epistemolojik irdeleme, bizim ontolojimizin doğru olup olmadığı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Sonuçta hedef ontoloji kurmak ise epistemoloji ontolojinin bir bölümü olarak görülebilir. Epistemolojik tavrımız ontolojik sonuca etki ettiği için, ontolojiyi belirleyenin epistemoloji olduğu da söylenebilir. İlk yaklaşım ontolojiyi, ikinci yaklaşım epistemolojiyi ön plana çıkarmakla beraber her ikisi de doğrudur.

Modern felsefenin yaptığı da epistemolojiyi ön plana çıkartan bir yaklaşım sunmak olmuştur. Yoksa her ontolojinin, ister teist ister ateist ister politeist olsun bir bilgi görüşü vardır; fakat bilginin kendisi ve kaynakları ile ilgili epistemolojik tartışma yeterince yapılmamış olabilir. Ontolojik-epistemolojik yaklaşımla varılan kanaatler etik görüşü de belirler. Örneğin duyu verilerini ön plan alan epistemolojik yaklaşımla teleolojik (gaye) delilin doğruluğunu anlayan bir kişi, bu delilden yola çıkarak Tanrı merkezli bir ontoloji kurabilir veya akıldan çıkan verileri ön plana alan epistemolojik yaklaşımla, Descartes gibi akılda olan Tanrı idesinden de Tanrı merkezli bir ontoloji kurulabilir. Epistemolojik yaklaşımların yol açacağı Tanrı merkezli bu ontoloji ise etik alanında Ne yapmalıyım? sorusunun Tanrı’nın dediğini yapmalısın şeklinde cevaplanmasına sebep olacaktır. Sonuçta zaten iç içe olan ontoloji ve epistemolojiden bağımsız bir etik görüşü oluşması mümkün değildir. Demek ki her varlık kurgusunun ve ahlak kurgusunun rasyonelliği tartışıldığı anda mutlaka epistemoloji devreye girer. Rasyonel tartışmanın olmadığı anda bile aslında epistemolojik bir kanaat mevcuttur. Toplumdan geleneksel olarak gelen bilginin veya mitolojinin bilgi kaynağı olarak kabulü buna örnektir. (Devamını Oku)

Kur’an’a Göre Bilgi Anlayışı

Yazan: Emre Dorman

Bilgi teorisi felsefenin temel meselelerinden olduğu gibi dinlerinde en temel konuları arasında yer almaktadır. Bilgi edinmenin imkânı, bunun kaynakları ve değeri doğru bilgiye ulaşmanın yönteminin belirlenmesi açısından oldukça önemlidir. İslam dininin kaynağı Kur’an’ı Kerim, duyular, akıl ve vahiy vasıtaları ile elde edilen bilgilere itibar etmiş ve bunları insanın bilgi edinme vasıtalarından saymıştır.

Bilgi problemi felsefede ilmin imkânı, mahiyeti, kaynağı ve değeri açılarından ele alınır. Bilginin imkânını reddeden şüpheciler (sofistler) dışında bütün düşünürler bilginin imkânı konusuna olumlu yaklaşmışlardır. Bilginin kaynakları da duyular, akıl ve sezgi olmak üzere üç grupta toplanır. Birincisine realistler ikincisine ise idealistler itibar ederler. Kelamcılar bilginin kaynakları konusunda duyular, akıl ve doğru haberden oluşan bir terkip oluşturmuşlardır. (Devamını Oku)

Kur’an’da Bilgi Kaynağı Olarak Duyular

Yazan: Emre Dorman

Bilginin kaynaklarının başında madde âleminin incelenmesine yarayan sağlam duyular gelir. Kur’an’da birçok ayette doğru bilgiye ulaşılabilmesi için Allah’ın insanlara lütfettiği işitme, görme ve dokunma duyuları vasıtasıyla hareket edilmesi ve bunların aracılığı ile birçok mükemmelliğin ve gerçeğin farkına varılması söylenmektedir. İslam düşüncesi ve bilimi tarihi boyunca teşekkül eden terminoloji içinde duyu his ve hâsse kelimeleri ile ifade edilmiştir. Bilgi problemi ile ilgili olarak duyu ve algı konuları his, havâs, havâss-ı hams, havâss-ı zâhire, havâss-ı bâtıne, havâss-ı selîme, el-kuvvetü’l-müdrike, en-nefsü’l-hassâse, en-nefsü’l-hayvâniyye ve esbâbü’l-ilm gibi başlıklar altında incelenmiştir. Bir duyu gücünün herhangi bir etkenle uyarılmasına ihsâs, buna bağlı olarak nesnenin zihindeki kavramına ma’rifet ve fehim, bağımsız bilgi haline gelmesine idrak denir. (Devamını Oku)

Kur’an’da Bilgi Kaynağı Olarak Akıl

Yazan: Emre Dorman

Diğer bir bilgi kaynağı olan akıl insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden olmasının yanında insanın varlıkların hakikatini bilip kavramasına, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırabilmesine imkân sunan bir bilgi kaynağıdır. Kur’an’da ısrarla birçok ayette fonksiyonel hale getirilmesi istenen melekelerden biri de akıldır. İlmin en önemli sebepleri ve kaynakları olan duyu organları ve akıl beşeri kuvvetler olarak işlev görürler. Her insana farklı farklı da olsa yaratılıştan verilen bir özelliktir. Gerçi bunun aksini savunanlar da vardır. Örneğin, Mu’tezile’ye göre duyular ile akıl farklı farklı değil bütün insanlara eşit olarak verilmiştir. Görülen ve hissedilen şeyler duyu organları vasıtası ile algılanır. Bu algılama sonucunda zihinde oluşan bilgi, aklın desteği ile hedefe ulaşır.

Ancak aklın ulaştığı her bilgi bütün varlık ve olayları kuşatan sınırsız bir bilgi olmadığı gibi insan bünyesinde varolan ve bilginin oluşumuna etki eden kuruntular ve çeşitli arzular nedeniyle yanılabilen de bir bilgidir. Gerçekleri bulmada bağımsız değildir. Allah’ın zatı, sıfatlarının mahiyeti gibi metafizik boyutlu konularda aklın kendi başına bilgi verme imkânı yoktur. Çünkü söz konusu konular hiçbir ölçüye sahip olmayan derinliktedir. Bizim aklımız vasıtası ile kavrayabileceğimiz konular Allah’ın bilmemizi istediği kadar ile sınırlı kalır ve ötesine geçemez. Buna göre Kur’an’ın akıl hakkında verdiği hüküm kısaca şu şekilde ifade edilebilir: ‘Akıl insanlar için bilgi kaynağıdır ancak vahiy çizgisine kadar. Vahiy karşısında aklın görevi onu anlamaktan ibarettir.’ (Devamını Oku)

Kur’an’da Bilgi Kaynağı Olarak Vahiy

Yazan: Emre Dorman

Kendi varlığının sebebi, yaşamın anlam ve hedefi, niçin, nasıl ve hangi ölçülere göre yaşanılması gerektiği, ölüm sonrası durumun ne olacağı gibi temel sorular tecrübe yöntemi ile cevaplandırılabilecek sorular değildir. Bu noktada duyular kendi sınırını aşan metafizik âlemle ilgili problemlerde akla malzeme sağlayamamaktadırlar. İşte bu noktada vahiy devreye girmekte ve bilgi kaynaklarından biri olarak değerlendirilmektedir. Kelamcılar vahyi bir bilgi kaynağı olarak zikretseler de vahiy, bilgi nazariyesinde doğrudan bir bilgi kaynağı olarak ele alınmamıştır. Kelamcılar doğru haberi bilgi kaynağı olarak almış ve vahyi de doğru haberlerden biri olarak kabul etmişlerdir. Ancak vahyi sırf bir haber olarak ele alıp doğru haber altında incelemek pek isabetli bir yaklaşım değildir. Çünkü vahiy, sırf bir haber değil, aksine gerçekliğini bünyesindeki akli delilerle eşsiz bir bilgi kaynağıdır. Bundan dolayı vahyi dolaylı olarak değil doğrudan doğruya bilgi kaynağı kabul etmek daha uygundur. (Devamını Oku)

Kitap Tanıtımı

in-retori.jpg

Yazarlar: Caner Taslaman Tomis Kapitan 

İstanbul Yayınevi 2007, 128 sayfa.

Bu kitap terör ve cihad kavramlarının retorik olarak kullanılmasının yol açtığı sorunları ve bu retoriklerin, medeniyetlerin arasında iletişimsel sürecin kurulmasını nasıl engellediğini göstermektir. Bu çalışmada retorik sözcüğü ile kastedilen, dilin ikna edici biçimde, belli menfaatleri,özellikle de siyasal hedefleri gerçekleştirmek için kullanımıdır.

Üç Makaleden oluşan bu kitapta, bu terimler ile kastedilen belirli olaylardan çok, bu terimlerin bizatihi kendisi konu ediliyor. Kitleleri belli menfaatler doğrultusunda yönlendirmek isteyenler, bunu, dilin kullanım tarzında yönlendirmeler yaparak gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Bahsedilen terimlerle ilişkili retoriğin oluşturulma sebebinin de bununla ilintili olduğu, bu kitaptaki makalelerde gösterilmeye çalışılıyor. Ayrıca İslam’la ilgili yanlış yaklaşımların düzeltilmesinin medeniyetler arasındaki iletişimsel sürecin oluşumuna yapacağı katkı da ele alınıp irdeleniyor.

Kitap Tanıtımı

big-bang-ve-tanri-kapak-site.jpg

Yazar: Caner Taslaman

İstanbul Yayınevi 2006, 3. Baskı, 221 Sayfa.

Big Bang teorisi, felsefe ve dinler açısından hangi sonuçları doğuruyor? Tanrı var mı? Tanrı’nın varlığı bilimsel verilerle ve akılcı delillerle ispatlanabilir mi? Evren, bilimsel kanunlar, evrensel tüm oluşumlar, bütün canlılar ve biz; tesadüfen mi oluştuk, yoksa bilinçli bir yaratılışın ürünleri miyiz? Bütün bu soruların cevapları, bu kitabın ilgi odağını oluşturmaktadır.

Evren hakkında ne düşündüğümüz gerçekten de önemlidir. Evren hakkındaki görüşümüz, evrenin bir parçası olan kendimiz hakkındaki görüşümüzü de belirlemektedir. Bu kitapta, hem fizik ve astronomi bilimleri, hem felsefe, hem de ilahiyat alanına girilmekte; bütün bu ayrı alanlardaki bilgi birleştirilmekte ve bu alanların arasına örülmüş duvarlara karşı çıkılmaktadır.

Yazar bu kitapla, “insancı ilke” tartışmalarına kendi geliştirdiği “Dünya ilkesi” ile katılmaktadır. Bu kitap, felsefi bilgilerin kuru bir aktarımı olmak yerine yeni felsefi iddialara sahiptir. Yazarın materyalist felsefeye, Eski Yunan felsefesine, özellikle de Kant’a ve Hawking’e getirdiği orijinal eleştirileri mutlaka okumalısınız. Bu kitapla, hem varlığımızın anlamı ile ilgili sorulara cevaplar bulacak, hem de bilim, felsefe ve ilahiyat alanına giren konularda önemli bir bilgi birikimine sahip olacaksınız.

http://www.bigbang.gen.tr/

Ömrümüzün Kısa Bir Muhasebesi

Yazan: Emre Dorman

Yaratanın bize peşinen vermiş oldukları ve hayırlı kullar olduğumuz takdirde ahirette vermeyi vaat ettiği nimet ve imkânlar karşısında bizden istedikleri okyanusta bir su damlacığı hükmündedir. Bizler ise hak etmediğimiz halde bize verdiği bunca nimeti çok görmeyen Rabbimize yapılacak kulluk ve ibadetleri çok görmekte gündelik hayatın süsüne ve gafletine aldanmaktayız. Her bir işe vakit bulurken asıl vakit ayrılması gereken ibadetlere sıra geldiğinde ya vakit bulunamamakta ya da bu ibadetler gereğince yerine getirilememektedir. Acaba ibadetlere vakit bulamayan insanlar ömürlerini ne ile geçirmekteler. Yapılan hangi şey asıl yapılması gerekli olandan daha önemli bir düşünelim.

Ortalama 60 yıl ömür yaşayan ve günde 8 saatini işe güce çalışmaya, 8 saatini yemek, içmek, gezmek, spor yapmak, çoğu zamanda amaçsız boş boş oturup konuşmak saatlerce televizyon izlemek gibi işlere, 8 saatini ise uyumaya ayıran insan ömrünün 20 yılını işte, diğer 20 yılını yemek içmek gezmekte kalan 20 yılını ise uykuda geçiriyor ve bunca zamanını tasarrufsuz kullanıyor da günde en azından bir saatini ibadete ayırarak 60 yıllık ömrünün 2.5 yılını ibadetle geçirmeyi çok görüyor. Üstelik bir sonraki nefesimizi almaya garantimiz yokken. İşte su misali akıp giden insan ömrünün küçük bir muhasebesi. Acaba biz amaçsız ve boş geçen bir ömür yaşamak için mi yaratıldık? 

Öyle kişiler vardır ki, bir ticaret de bir alış-veriş de onları Allah’ı hatırlamaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar. 24 Nur Suresi Ayet 37

Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Âhiret yurduna gelince, asıl hayat işte odur. Ah, bilebilselerdi! 29 Ankebut Suresi Ayet 64

Ey Namaz Kıl Beni! Ey Oruç Tut Beni!

Yazan: Emre Dorman

Varlığımıza ve insanlığımıza anlam kazandıran en önemli nitelik kulluğumuzdur. Allah’a, O’nun yüceliğine yaraşır kullar olarak ibadet etmemiz ise teslimiyetimizin bir ifadesidir. İbadetler ancak hakkıyla yerine getirildiklerinde amacına uygun olarak gerçekleşmiş olacaktır. Yoksa yapılan ibadetleri bir nevi alışkanlık, yerine getirilmesi gereken bir vazife ya da aradan çıkartılması gereken bir iş gibi düşünmek ve bu şekilde uygulamak ibadetlerden alınacak faydayı sınırlayacaktır. Ayetlerin ifadesiyle ibadetler insanı kötülüklerden alıkoyacak, Allah’ın yüceliğinin, dünya hayatının geçiciliğinin ve bu dünyadan sonraki hesap gününün hatırlanmasına vesile olacak tüm bunlarla birlikte hem dünya hem de ahiret açısından türlü faydalar sağlayacaktır. Bu yararlardan en verimli şekilde faydalanmak için yaptığımız ibadetleri ne için yaptığımızın farkında olmamız gerekir.

Pek çok insanın kıldığı namazı düşünelim. Acaba gerçekten hakkıyla yerine getirilebiliyor mu? Çoğu zaman bir şeylere yetişmek için süratle kılınan namazlar, namaz kılınması emrini yerine getirmekten başka kul açısından ne işe yarıyor acaba? Namaz boyunca dikkatin toplanamamasından dolayı düşünülen türlü şeylerde cabası. Yani biz namazı yerine gelsin diye mi kılıyoruz yoksa Allah’ı anmak ve okuduğumuz ayetlerdeki gerçeklerin farkına varmak için mi? Şayet namazı kılmaya başlamadan öncemizle kıldıktan sonramız arasında değişen herhangi bir şey yoksa yapılan bu ibadetimizde bir sorun var demektir. Gerekli gereksiz pek çok iş için ayırdığımız saatlerimiz günlerimiz yanında namaz kılmak için ayırdığımız dakikalar bunca sınırlıyken en azından bu anları en verimli ve dikkatli bir biçimde yerine getirmemiz daha doğru olacaktır. Yani biz namazı değil belki bir manada namaz bizi kılmalı ve emrediliş amacına uygun olarak yaşantımızda olumlu yönde değişiklikler yapmalıdır. (Devamını Oku)