Allah, Evren ve İnsan Üzerine

“Lütfen Bana Ölümü Hatırlatmayın”

tabut2.jpg

Her canlı ölümü tadacaktır. Hak ettiğiniz karşılıklar size, kıyamet günü, eksiksiz bir biçimde verilecektir. Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kesinlikle kurtulmuş olacaktır. İğreti-sefil hayat aldatıcı bir yararlanmadan başka şey değildir.

Ali İmran Suresi Ayet 185

Yazan: Emre Dorman

Etrafımızdaki insanların pek çoğunun Allah’ın varlığını kabul ettiği ancak yaşantısına bakıldığında adeta Allah yokmuş gibi davrandığı gözlemlenmektedir. Ne zaman dini konular açılsa ve dolayısıyla konuşma ölüm gerçeğine gelse insanların bir kısmının sanki hiç ölmeyecekmiş gibi umursamaz olduğu diğer bir kısmının ise ciddi manada sıkıntıya girdiği ve derhal konunun değişmesini istediği görülür. Oysaki ölüm, üzerine konuşulmasa da düşünülmese de kaçınılamayacak bir gerçekliktir. İnsanların bazısı adeta Kur’an ayetlerinde kıyamet günü tekrardan diriltilen bir kısım kişilerin “kim uyandırdı bizi uykumuzdan” demeleri gibi şu dünya hayatındaki gaflet uykumuzla bizi baş başa bırakın uyandırmayın hatırlatmayın rahatsız etmeyin dercesine bu gerçekten kaçmaya çalışmaktadırlar. (Devamını Oku)

Düşünmeye Davet

Yazan: Emre Dorman

Akıl. En öz tanımıyla insanoğlunu diğer canlılardan ayıran en belirgin ve üstün özellik. Acaba pratik hayatta bu gerçekten böyle mi? Yani insanoğlu aklını gerçekten değeri ölçüsünde kullanabiliyor mu? Yoksa inanların akılları ve akli değerleri etraflarındaki diğer akıllara ve bunların değerlerine göre mi şekilleniyor. Nasıl oluyor da önemsiz ve küçücük şeyler gözlerimizde devleşirken olağan üstü sayısız oluşum ve mükemmellikler küçülüp önemsizleşebiliyor. Örneğin bir yazı yazarken ne kadar çok mükemmellikler ile bu işlevin yerine getirildiğini düşünelim. Düşünen aklımız gören gözlerimiz tuşlara dokunan ellerimiz elimizin altındaki bu bilgisayar Bunların ve daha pek çoğunun ne kadar farkındayız. Anlayamadığımız ya da kavrayamadığımız pek çok şey var hayatımızın tam merkezinde.

Göz. İnsan gözü ne de harika bir organdır. Bir an olsun yokluğunu düşünmek insan için en korkunç kâbuslardan daha korkutucu gelmez mi? Peki etrafımıza bakıp canım ne olacak yani milyarlarca insanda olan bir şey zaten demek, bu mükemmelliği küçümsemek ve doğal kabul etmek onun mükemmelliğini gerçekten küçültür mü acaba? Ya da sahip olduğumuz benzeri pek çok özelliğin yeterince takdir edilmemesi bunların önemsiz olduğunun göstergesi midir? İşte insanların pek çoğu bu konuda derin bir gaflet içinde yüzmektedir. Kendiliğinden oluşması mümkün olmayan ve eşsiz tasarıma sahip tüm bu mevcudiyeti normal karşılamak ve arkasındaki yaratıcıyı yok saymak söz konusu gafleti de beraberinde getirmektedir. (Devamını Oku)

Tabiat Ana

Yazan: Emre Dorman

Yaşadığımız Dünya saymakla bitmeyecek mükemmellikler ile donatılmış ve eşsiz bir düzen üzerine var edilmiştir. Peki, acaba insanoğlu Yaratıcının ona peşinen lütfettiği sayısız güzelliklerin ne kadar farkında olarak yaşamakta. Kaç kişi sofrasına konup kalkan yemeklerin birbirinden güzel kokulara ve tatlara sahip meyve ve sebzelerin gerçek kaynağının farkında. Özellikle şehir hayatını yaşayan insanların büyük çoğunluğu tüm bu tükettiği gıdaları sadece marketlerin özenle hazırlanmış raflarında görmekte ve tüm bunların bu raflara gelene kadar ki sürecini göz ardı etmektedir. Toprak. Kimisine eşsiz bir koku kimisine ise anlamsız ve tozlu Allah’ın eşsiz sanatı ile bağrından fışkırırcasına çıkan sayısız nimet ve lezzet. Hem insanoğlunun hem de canlılığın besin kaynağı. Tüm bu doğa ve barındırdığı sayısız imkân acaba tabiat ana ya atfetmekle açıklanabilir mi? Nedir bu tabiat ana kimin anasıdır bu ya da kimin kızı? Yoksa içinde yaratıcı geçmesinde ne geçerse geçsin kaygılarıyla oluşturulmuş bir anamı bu? Tüm tabiat Allah’ın kudretini ve eşsiz sanatına şahitlik edip haykırırken bunu görmek ve ona göre yaşamak üzere yaratılan insanoğlunun aklı nerede?

Allah’ın Benzersiz Tekliği

allah.jpg

Yazan: Onk. Dr. Haluk Nurbaki

Akılcı ilmin zerresinden nasibi olan herkes bu konuda en ufak bir tereddüt yaşayamaz. Ne var ki; kavranması imkansız ilahi ilim ve kudret zihinlerde belli bir sınırda Allah inancı yaratmaz. Daha doğrusu her insanın düşünce ve idrak dünyasında yeteneği ve kapasitesi oranında bir Allah inancı oluşur. Hatta farklı zamanlardaki Allah inancı aynı kişide bile farklıdır. İnsan dünya ve çevre etkilerinden uzak kaldıkça iç dünyasında yüce yaradanına karşı daha sıcak yaklaşır.

Çevre etkileri ise onu bu sıcak inançtan uzaklaştırır. Adeta gönül hafızasında kopukluklar oluşturur. Diğer taraftan bilinç ve düşünce alanında rahatsızlıkları olan birçok insan yanlış bir Allah inancı kavramı içinde bocalar durur. İnsanın iç dünyasında, özünde net ve
eksiksiz bir Allah kavramı vardır. Bizzat Allah’ın gönüllere kaydettiği bu inancı aynen bilincinizde bulamazsınız. Tüm zihin dünyamız bir kargaşa fırtınasında boğulur. Çoğu kez inkarların, gerçeğe karşı isyanların nedeni budur. En çetin bir ateist bile bu fırtınanın anaforunda isyan etmektedir. Özünde Allah’ın gerçek kavramı vardır. Düşünce dünyasındaki kendi güçsüz fikirleri arasında onu kavrayamamanın çelişkisini yaşar. O halde, Allah’ın varlığı, O’nun ilim ve güzellikteki sonsuzluğunun benzersizliği aşikarken; zihin nasıl bir Allah kavramında yaşamalıdır?. (Devamını Oku)

Alemden Allah’a

dag.jpgdunya.jpgmanzara.jpg 

meyve.gifdog5.jpgcicek.jpg

Yazan: Emre Dorman

İslâm filozofları ve kelâmcılarının Allah’ın varlığını ispat mevzusunda kullandıkları delillerin çoğu Kur’an âyetlerinden de destek görmektedir. Âyetlerin bir kısmı içimizdeki ve dışımızdaki varlığa, bir kısmı evrende gözlemleyebileceğimiz ve gözlemleyemeyeceğimiz bir çok hassas oluşuma, bir kısmı da bütün bu oluşumların tesadüfen oluşamayacağını ve Allah tarafından bilinçli ve bir amaca yönelik olarak oluşturulduğuna işaret etmektedir. Allah’ın yaratışı ve bu yaratışındaki mükemmellikleri gösteren ayetler, insanları, önce kendi yaratılışlarındaki mükemmelliğe sonrada evrendeki yaratılışların kusursuzluğuna götürmekte bunlar üzerinde düşünülmesi ve bunların nasıl meydana geldiğinin farkına varılması söylenilmektedir. Bu ayetlerin bir kısmını şu şekildedir:

Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve sûret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Azîz, Hakîmdir.el-Haşr 59/ 24

Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O’dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman.en-Necm 53/45-46 (Devamını Oku)

Yaratılışımızla Birlikte Bizle Var Olan Deliller

Onlara delillerimizi hem ufuklarda hem kendi benliklerinde göstereceğiz. Ta ki onun gerçek olduğu kendilerine apaçık belli olsun. Efendinin her şeye tanık olması yetmez mi? 41 Fussilet Suresi 53

Ayette “benlik” diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası “nefs”tir. Türkçe’de bu kelimenin ifade ettiği anlama karşılık “can, ruh” gibi kelimeleri de kullanmaktayız. Kuran’da bu kelime birçok yerde geçer ve bizim maddi bedenimizin dışında olan fakat maddi bedenimizle bütünleşmiş olan özümüzü ifade etmek için kullanılır. Kuran, öldüğümüzde nefsimizin alınacağını söyler. (Türkçe’de biz bunu ruhun alınması şeklinde ifade ediyoruz. Kuran’da ruh kelimesi geçmekle beraber Türkçe’de bizim kullandığımız ruh kelimesi Arapça’da nefis kelimesine karşılık gelmektedir.) Kuran nefsi bizim bilinç halimiz, benimizin özü olarak takdim eder. öyle ki uyuduğumuz zaman da nefis maddi vücudumuzda değildir. (39 Zümer Suresi 42) Buna karşılık nefis, maddi vücudumuzla tamamen bütünleşmiş olarak vardır; yaptığımız iyilik ve kötülükleri meydana getiren nefis denen benliğimiz, bilincimizdir. (Devamını Oku)

Canlılığın Oluşumu Hakkında Darwinist Yaklaşım

Yazan: Emre Dorman

Evrim’den ilk söz edenler milattan önce 6. yüzyılda İyonya’lı filozoflar olmuştur. Miletus’lu filozof Anaximender Animal Kingtom adlı eserinde evrim nosyonunu ilk kez ortaya atmış, bundan sonra yazdığı Lucretius On Nature adlı kitabında ise en güçlü türleri koruyan doğal seleksiyon anlayışından yana tavır alan bir yaklaşım sergilemiştir. 18. yüzyıla gelindiğinde biyolojide ilk önemli girişimi Fransız doğa bilimcisi Buffon (1707-1788) yapmış, evrimi desteklemiş ancak zamanın yerleşik fikirlerine karşı durmaktan çekindiği için zaman zaman geri adımlar atmıştı. Fransız biyolog Lamarck ise 1801 yılında yazdığı La Philosophie Zoologique adlı kitabında kendi evrim teorisinin ana hatlarını ortaya koymuştur. Ardından İngiliz Biyolog Charles Darwin tarafından daha kapsamlı bir şekilde işlenen bu teori, ‘Evrim Teorisi’ olarak daha çok Darwin ile anılarak günümüze kadar gelmiştir. (Devamını Oku)

Freud ve Din

17. yüzyıl bilim felsefecisi Francis Bacon, dünyanın seyrini değiştiren üç keşfin barut, pusula ve matbaa olduğunu belirtir. Freud’un ise bu üç keşfe karşılık, üç kâşifi vardır. Bunlar da insanoğlunun evreni algılama biçiminin ve âlemde kendisine biçtiği rolün değişmesine, dolayısıyla dinin darbe almasına sebep oldular. Bunların ilki olan Kopernik’le gelen kozmolojik darbe insanın ve onun mekânı olan dünyanın evrenin merkezi olduğu illüzyonunu yıktı. İkinci darbe Darwin’dendi. Evrim teorisiyle dinlerin savunduğu yaratılış teorileri artık bir efsâne muâmelesi görmeye başladı ve Tanrı, “yaratıcı olma” unvanını kaybetti. Üçüncü darbe ise tabiî ki, Freud’un kendisindendi. Onun öğretileriyle de insan artık Tanrı’nın yeryüzündeki halifesi olan mâsum bir varlık değildi. İnsanın cinsel dürtüleri tamamıyla ehlileştirilemezdi ve onun zihninde bilinçli gibi görünen süreçler aslında bilincinde olunmayan bir alanın tesiri altındaydılar. Freud’a göre bu üç keşifle dinin evren ve insan üzerine iddialarının doğru olmadığı anlaşılmıştı. İnsan artık evreni ve kendisini yeniden değerlendirmeliydi. (Devamını Oku)

Gerçek İlim İnsanları O’nu Tasdik Ediyor

Yazan: Ahmet Eser

Mehmet Bey, liseye giden oğlu Ömer’in eve her zamankinden farklı geldiğini görmüştü. Ömer yemek yerken, konuşurken dalıp gidiyordu. ‘Acaba dersleri mi kötüye gidiyor, birileriyle kavga mı etti, yoksa gençliğinden kaynaklanan bazı problemleri mi var?’ gibi evhamlar Mehmet Bey’in zihnini kurcalıyordu. Mehmet Bey, oğlunu bir köşeye çekip onunla bir arkadaş gibi konuşmaya karar verdi: Bugün çok dalgın görünüyorsun, benimle konuşmak istediğin bir problemin mi var? Ömer, babasına; Baba, sen kâinatta her şey kendi diliyle Allah’ın varlığına şehadet eder demiştin, değil mi? dedi. Mehmet Bey, Ömer’in ne diyeceğini merak ederek ‘Evet’ dedi. Ömer bunun üzerine babasına; Ama biyoloji hocamız bilim adamlarının Allah’a inanmadığını, yaratılış yerine inançsızlığı savunan evrim teorisine destek verdiklerini söyledi. dedi. Mehmet Bey, oğluna duvardaki resmi göstererek; Oğlum, biri sana ‘bir yerde durmakta olan kutu kutu boyalar, rüzgâr ve fırtına gibi tabiî hâdiselerle tesadüfen tuvalin üzerine aktı, bu hâdise milyarlarca sene sürdü ve bu resim bunların neticesinde oluştu.’ dese buna inanır mısın? Ömer: Ne inanması baba, bunu söyleyene ancak gülerim ve benimle dalga geçtiğini düşünürüm. diye cevap verdi. Mehmet Bey, devam etti: Duvardaki resimden daha güzel olan tabiat ve içindeki sanat harikası canlıların tesadüfen oluştuğunu söyleyenler, bundan daha gülünç bir iddiada bulunmuyorlar mı?

Kendini hem din, hem de fen ilimlerinde iyi yetiştiren Mehmet Bey, oğluna bir yandan kâinattaki nizamı anlattı, bir yandan da vicdan sahibi her mütefekkirin O’nun varlığına şehâdet edeceğini söyledi. Bunun için Ömer’in lise derslerinden tanımış olabileceğini düşündüğü ünlü bilim insanlarından misâller getirmeye başladı: (Devamını Oku)

Akıllı Yaşam ve Evrendeki Düzen

Yazan: Emre Dorman

Einstein : “Evrende en anlaşılmaz şey, onun anlaşılabilir olmasıdır” diyerek evrenin mükemmel bir düzen ve derinlik içinde anlaşılabiliyor olmasını dile getiriyordu. İçinde yaşadığımız dünyanın, varlığımıza ve onu sürdürebilmemize bu kadar uyumlu olması evrenin ilk aşamalarındaki oluşumuna kadar dayanmaktadır. Bu konuda ünlü Fransız bilim adamı Maurice Bucaille’ın ifadeleri konunun derinliğini çok güzel bir biçimde açıklamaktadır : “İster evren, ister canlı varlıklar veya insan olsun, tek tek her alanda temelde metafiziksel bir niyet taşımadan yapılan çok dikkatli araştırmalar, tabiat kanunlarının yönelttiği bir düzenin varlığını açıkça göstermektedir. Çok daha basit bir oluşuma sahip organizmalarda olduğu gibi, anatomik ve fonksiyonel birimler oluşturan en mini mini canlı organizmalarda da canlı dünyanın incelenmesi, moleküler düzeyine değin her yanda görülen göz kamaştırıcı yapısal bir düzenin varlığını ortaya koyuyor”. Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross, Tanrı’nın Parmakizi (The Fingerprint of God) adlı ünlü eserinin ‘Tasarım ve İnsancı İlke’ başlıklı bölümünde evrendeki mükemmel tasarıma birçok örnek verdikten sonra şöyle demektedir: “Yaşayan organizmaların kompleks ve düzenli konfigürasyonunun tek açıklaması, akıllı ve üstün bir yaratıcının şahsen bunu oluşturmasıdır. Yine görüyoruz ki özel ve üstün bir yaratıcı, evreni var etmiş ve tasarlamıştır.” (Devamını Oku)

Sonraki Sayfa »